Amerika'nın İran'a uygulanan petrol ambargosunda muaf tutulan ülkelere uygulanan muafiyetin kaldırılması, bir yönüyle İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı sürdürülen saldırganlıkta yeni bir halka olmakla birlikte, ülkemize yönelik de küstahça bir tehdit ve baskıdır.

Amerika'nın İran'a uygulanan petrol ambargosunda Türkiye'nin de içinde olduğu belli ülkelere uygulanan muafiyetin kaldırılması, bir yönüyle İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı sürdürülen saldırganlıkta yeni bir halka olmakla birlikte, ülkemize yönelik de küstahça bir tehdit ve baskıdır. Türkiye’nin bağımsızlık ve egemenliği üzerinde kurulmak istenen Amerikan vesayeti, ülkemizin özgür iradesiyle alacağı kendi kararları üzerine ipotek koyup boyunduruk altına almaya çalışmakta ve böylelikle Türkiye'nin egemenliğine açıkça bir saldırı gerçekleştirmektedir.
 
Siyonist rejimin büyük bir sevinç ve coşkuyla karşıladığı bu karar, İran İslam Cumhuriyeti’nin petrol ihracatını bütünüyle engelleme amacı taşıdığı gibi, İran ile ekonomik ilişkilerini sürdürmek isteyen ülkeleri doğrudan veya dolaylı cezalandırma girişimi anlamına da gelmektedir. Nitekim siyonist şeflerin kendileri de, bu kararın en çok siyonist rejimin çıkarına olduğunu açıkça dile getirmişlerdir.
 
Diğer yandan çok yönlü komplo ve şeytanlıkla hazırlanan "Yüzyılın Anlaşması" adlı siyonist proje de her an açıklanma aşamasına gelmiş durumdadır. Nitekim bu planın baş mimarı olan ABD Başkanı Trump “Yüzyılın Anlaşması”nın tamamlandığını belirtirken, siyonist medya da, “İsrail’in istediği her şey bu anlaşmanın içinde” şeklinde manşetler atmışlardır.
 
Bugün Amerika, İsrail ve Suud üçgeninden oluşan şer cephesi genelde tüm direniş cephesini, özelde de Filistin direnişi ve Filistin davasını bütünüyle etkisizleştirme amaçlı son hamlelerini yapmaktadır. Bunun için aralarında her türlü işbirliği ve ittifakları geliştirmekte, ortak plan ve projeleri birlikte hazırlayıp roller almaktadır.
 
Böylesi bir dönüm noktasında ve kritik bir eşikte, düşmanın oynayacağı en büyük oyunlardan biri, müslüman halklar arasında iç gerginlik ve çatışmalar, yapay gündem ve tartışmalar çıkartarak dikkatleri kendi üzerinden başka taraflara çekme çabaları olacaktır. Nitekim Amerika'nın ülkemiz üzerinde çok yönlü kumpasları, toplum mühendisliği ve algı operasyonları da sürmekte, özellikle de psikolojik savaş birimlerini harekete geçirerek kamuoyunu yapay krizlerin içine sürüklemektedir. 
 
Dolayısıyla, mesele sadece bir ambargo ve yaptırım meselesi veya belli bir ülke ve belli bir yönetim meselesi değildir. Aksine, İslam Ümmeti’ne ve İslam yurtlarına karşı topyekun ve azgın bir kuşatma söz konusudur, hedef bütünüyle İslam dünyasıdır.
 
Kuşkusuz ki böylesi bir süreçte, anti emperyalist ve anti siyonist kimliğini kuşanmış biz müslümanların üzerine düşen en büyük görev ve sorumluluk, Amerika'nın saldırıları ve şaşırtmacalarına gafil kalmaksızın sürekli teyakkuzda olmak, Amerikan emperyalizminin bu küstahlığına karşı direncimizi sürekli canlı tutmaktır. 
 
Bizler “Kudüs Gönüllüleri” olarak, Müslümanlar arası her türlü gerginlik ve zıtlaşmadan uzak durup Amerika’nın bu azgın firavunluğuna karşı güçlü bir ümmet barikatı kurmanın ve etkin bir seferberlik içine girmenin gerektiğine inanıyoruz.
 
Rabbimizin vadettiği üzere dünyanın bütün müstekbirleri muhakkak hüsrana uğrayacak ve ilahi adalet bütün yeryüzünü kaplayacaktır.
 
KUDÜSDER 
KUDÜS GÖNÜLLÜLERİ