Önce Kudüs’ün sonra, işgal altındaki Golan Tepeleri’nin Siyonist rejime ait olduğunun ilanı, ardından da İran İslam Devrimi Muhafızları Ordusu’nun “terör örgütü” olarak tanımlanması, büyük Şeytan Amerika’nın İslam Ümmeti’ne karşı sürdürdüğü değişmez düşmanlığının açık bir örnekliği olduğu gibi, dünya çapında hak ile batıl, mustazaflarla müstekbirler arasındaki mücadelede yeni bir döneme girdiğimizin de bir işareti durumundadır.

Önce Kudüs’ün sonra, işgal altındaki Golan Tepeleri’nin Siyonist rejime ait olduğunun ilanı, ardından da İran İslam Devrimi Muhafızları Ordusu’nun “terör örgütü” olarak tanımlanması, büyük Şeytan Amerika’nın İslam Ümmeti’ne karşı sürdürdüğü değişmez düşmanlığının açık bir örnekliği olduğu gibi, dünya çapında hak ile batıl, mustazaflarla müstekbirler arasındaki mücadelede yeni bir döneme girdiğimizin de bir işareti durumundadır.
 
ABD Başkanı Donald Trump’ın başkan olmadan önce, başkan seçilmesi durumunda kendisini Siyonist rejimin güvenliğine adayacağını, Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan edip elçiliğini Kudüs’e taşıyacağı ve İsrail’in varlığını tehdit eden bütün güçlerle savaşacağını vaad etmesi, bugün Amerika-siyonist rejim arasındaki ilişkinin hangi amaçlara ve konsepte bağlı yürüdüğünü ortaya koymaktadır.
 
Amerika ile Siyonist rejim arasındaki bu stratejik ortaklık, Siyonist rejimin güvenliği ve bekası adına bir ölüm-kalım ilişkisi olarak devam ettiği, hem Amerika hem de Siyonist rejim şefleri tarafından da ilan edilmektedir.
 
İslam Devrimi Muhafızları Ordusu’nun “terör örgütü” ilan edilmesi de,  söz konusu amaca ve stratejik ortaklığa dayalı bir adım olarak karşımıza çıkmıştır. Zira Siyonist rejim başbakanı Benyamin Netenyahu da, Amerika’nın “devrim muhafızları” ile ilgili aldığı kararın İsrail’in talebi üzerine gerçekleştiğini açıkça dile getirmiştir.
 
Diğer yandan Siyonist rejim eski savaş bakanı Avigdor Liberman’ın Münih Güvenlik Konferansı’nda, İran İslam Cumhuriyeti'ni Siyonist İsrail rejiminin güvenliğine yönelik en büyük tehdit olarak gösterip "devrim muhafızları ordusu" ve "Kudüs Gücü komutanlığı"nı “dünyanın bir numaralı terör örgütü” olarak tanımlaması da, ABD Başkanı Trump’ın devrim muhafızlarına yönelik bu kararı niçin aldığını, siyonist rejimin ömrünü uzatabilmek için uluslararası ve diplomatik hiçbir kural, yasa, anlaşma ve teamul tanımaksızın tamamen pervasız ve küstah bir şekilde saldırganlaşabileceğini göstermiştir.
 
Netenyahu, Trump’ın bu kararının hemen ardından şu açıklamayı yapması da oldukça manidardır:
 
İran’ın devrim muhafızlarını bir terör örgütü olarak ilan etmesi dolayısıyla, değerli dostum ve Amerikan başkanı Donald Trump’a çok teşekkür ediyorum. Benim bir diğer isteğimi yerine getirmesi dolayısıyla tekrardan kendisine çok teşekkür ediyorum; zira bu karar ülkelerimizin ve bölge ülkelerinin ortak çıkarına hizmet etmektedir.”
 
Sonuç olarak, nereden bakılırsa bakılsın, büyük Şeytan Amerika’nın Siyonist rejimi koruma ve kollama adına böylesine azgınca saldırganlaştığı bir süreçte, asıl sorumluluk İslam ümmetine, ümmetimizin liderlerine, alimlerine, aydınlarına, kanaat önderlerine düşmektedir. Zira asıl hedef İslam ümmeti’dir, ümmetimizin kazanımları, istikbar ve tuğyan karşısında direnç mevzileri ve Kudüs’ü özgürleştirme iradesidir.
 
Ancak ister Netenyahu ve Trump, isterse onların tüm küresel ve bölgesel destekçileri ve işbirlikçilerinin tamamı bir araya gelse de,  bütün askeri, siyasi, iktisadi güçlerini toplayıp dört bir yandan  saldırsalar da, şüphesiz ki, hüsrana uğrayacaklar, denizden nehire bütün Filistin’in, Kuds-i Şerif ve Mescid-i Aksa’nın özgürleştirilmesini önleyemeyeceklerdir.
 
Amerika ve Siyonist rejimin el ele vererek aldıkları bu son karar da, onların direniş cephesi karşısında çaresizce çırpınışlarından başka bir anlam ifade etmiyor. Zira direniş cephesi ABD-İsrail şer ekseni ve onların işbirlikçilerine her bir yanda yenilgi üzerine yenilgi yaşatıyor. 
 
Bu vesileyle, Kudüsder olarak, Amerika’nın aldığı bu son şeytanca kararın ağır bir hüsran olarak kendilerine geri döneceğine, korumaya kalktıkları siyonist rejimle birlikte direnişin yumruğu altında kalarak tarih sahnesinden silineceklerine inandığımızı dile getiriyor, dün olduğu gibi, bugün de Amerika’nın hiçbir halt edemeyeceğini bir kez daha haykırıyoruz. Zira Allah'ın yardımıyla, İslam ümmetinin yiğitleri ve yeryüzünün özgür halkları bu küstahlıklara ve azgınlıklara asla geçit vermeyecek ve tepkisiz kalmayacaktır.
 
Rabbimizin Kur’an’da buyurduğu üzere; “Şüphesiz ki galip gelecek olan ancak Hizbullah’tır ve Hizbuşşeytan mutlaka hüsrana uğrayacaktır.”
 
KUDÜSDER
 
KUDÜS GÖNÜLLÜLERİ