Amerikan Başkanı Donald Trump’ın işgal altındaki Golan topraklarının Siyonist rejimin toprağı olduğu şeklindeki kararı, büyük Şeytan Amerika’nın İslam Ümmetine, mukaddesatımıza, özelde de Filistin davasına yönelik sürdürdüğü azgın saldırganlığın son örneğini ifade etmektedir.

Amerikan Başkanı Donald Trump’ın işgal altındaki Golan topraklarının Siyonist rejimin toprağı olduğu şeklindeki kararı, büyük Şeytan Amerika’nın İslam Ümmetine, mukaddesatımıza, özelde de Filistin davasına yönelik sürdürdüğü azgın saldırganlığın son örneğini ifade etmektedir.
 
Bütün gücünü siyonist işgal rejiminin güvenliği ve geleceği üzerine kullanan Amerikan haydutluğu, başta Suriye olmak üzere, bölgemizde kurduğu tuzakların, çizdiği senaryoların ve oynadığı oyunların hüsranla sonuçlanması üzerine, hem kendisini hem de Siyonist rejimi çukurdan çıkarıp ona bir güvenlik duvarı kurmak amacıyla Suriye’nin toprakları olan Golan Tepeleri hakkında böylesine meşum bir karara imza atmış oldu.
 
İngiliz emperyalizmi eliyle Filistin toprakları üzerinde kurulan bu Siyonist yapı, 1967 savaşıyla, Filistin’in Doğu Kudüs, Gazze ve Batı Şeria bölgeleri olmak üzere Suriye’nin de Golan Tepeleri’ni işgal ederek “Nil’den Fırat’a büyük İsrail” rüyasını gerçekleştirmek için işgal ve yayılmacılık politikasını sürdürüyordu. 
 
Küresel emperyalizmin sınırsız desteğini arkasına alan ve bölgemizdeki işbirlikçi rejimlerin de gizli açık desteğiyle işgalci yayılmacılığını sürdüren Siyonist rejim, son olarak Suriye üzerinden şeytanca hesaplar yaparak Suriye’nin parçalanması, Lübnan ve Filistin direnişlerine verdiği askeri lojistik desteğin önlenmesi için çok yönlü komplolar içine girmişti. Siyonist rejim askeri siyasi şeflerinin açıkça ilan ettiği üzere, zayıflayan ve viraneye dönen bir Suriye, İsrail için bir güvenlik zaferiydi. 
 
Ancak yapılan tüm hesaplara ve kurulan tüm kumpaslara rağmen ne Amerika, ne Siyonist rejim ne de bölgesel işbirlikçileri önlerine koydukları o meşum hedeflerine ulaşamadıkları gibi, karşılaştıkları büyük kayıp ve hezimetlerle kendilerini önceki konumlarından daha da tehlikeli bir duruma düşürdüler. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliği, Siyonist rejim açısından bir kabus ve endişe kaynağı oldu. Bundan dolayı da, Suriye içinde direniş hedeflerine yönelik yüzlerce defa hava saldırısı düzenleyerek güvenlik risklerini gidermeye çalıştılar.
 
Hem büyük şeytan Amerika, hem de Siyonist işgal rejiminin işgal altındaki Suriye’ye ait Golan Tepeleri üzerinden attığı bu yeni adım, bu şer ekseninin hiçbir uluslararası yasa, sözleşme ve anlaşma tanımadığını ortaya koyduğu gibi, İslam ümmetine ve Müslüman yurtlarına karşı nasıl da azgın bir saldırganlık içinde olduğunu ortaya koymaktadır. Zira Trump’ın Kudüs’ü bir bütün olarak Siyonist rejimin başkenti ilan edip elçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması da aynı küstahlığın, aynı azgınlığın, aynı düşmanlığın bir örneği olmuştu.
 
Amerika’nın bu şeytanca adımlarının arkasındaki temel saik kuşkusuz ki, Siyonist rejime bir güvenlik duvarı örmek, Filistin direnişini bütünüyle etkisizleştirmek ve jeo-stratejik olarak direniş cephesinin gücünü kırmaktır. Amerika’nın böylesine pervasız kararlar alıp adımlar atmasının arkasında aynı zamanda, siyonist rejimle gizli açık işbirliğine giren ve “normalleşme” adı altında bu işgal rejiminin daha da küstahlaşmasına yol açan işbirlikçi rejimlerin ihanet, ittifak ve bağlantıları yattığı gibi, diğer yandan İslam ümmetinin de bu saldırganlıkları boşa çıkaracak güçlü ve devrimci bir iradeden yoksun olması yatmaktadır. Bu da Müslümanlar olarak hepimizin omuzlarında duran ağır ve büyük bir vebaldir.
 
Siyonist rejim savaş uçaklarının Gazze’ye aralıksız bomba yağdırdığı bir sırada, Washignton’da Trump ile Netenyahu arasında Golan kararının imzalanması, bu pervasızlığın hangi aşamaya ulaştığını göstermesi açısından bir ibret tablosu olmuştur. Trump’ın “Kudüs kararı” ile “Golan kararı” bir paranın iki yüzü gibidir. Eğer bu azgınlığa karşı ümmet olarak güçlü bir direnişle karşılık verilmezse, bu küstahlıklar diğer İslam beldelerini de kapsayacak şekilde devam edebilir. 
 
Her zamanki gibi, tekrardan vurgulayacak olursak, İslam ümmetinin esenliği, İslam topraklarının ve mukaddesatımızın savunulması için vahdet ve mukavemetin dışında başka bir yolumuz ve başka hiç bir seçeneğimiz yoktur.
 
Çünkü tecrübeler göstermiştir ki, askeri, siyasi, iktisadi her ne kadar güçlü ve büyük olurlarsa olsunlar, bütün azgın, mütecaviz ve işgalci güçler direnişin karşısında yenilgiye uğramış ve zafer her zaman direnenlerin olmuştur.
 
Onun için diyoruz ki, Amerika ve Siyonist rejim Golan Tepeleri’nin Siyonist rejime ait olduğu yönünde böylesi bir küstah kararı almış olsalar da, Golan Tepeleri Siyonist rejimin güvenliğinin dayanağı değil, zevalinin kapısı olacaktır. 
 
Bizler de Kudüsder ve Kudüs Gönüllüleri olarak, emperyalist Amerika ve Siyonist İsrail rejiminin Golan Tepeleri üzerinden attıkları bu şeytani adımın karşısında sessiz ve tepkisiz kalmayacağımızı, bir kanser uru olan bu gasıp Siyonist rejim denizden nehire bütün Filistin’den sökülüp atılıncaya, Kudüs ve Mescid-i Aksa’mız Siyonist işgalden kurtarılıncaya ve ümmetimizle birlikte özgür Kudüs’te buluşuncaya kadar direnişle olacağımızı, direniş olarak kalacağımızı, bu yolda görev ve sorumluluklarımızı bütün varlığımızla kuşanacağımızı ilan ediyoruz.
 
Kurtuluş, zafer ve aydınlık geleceğin müjdesi Fecr’e and olsun!
 
KUDÜSDER
KUDÜS GÖNÜLLÜLERİ